8 Eylül 2008 Pazartesi

kaypakkayanın kemalistlere bakışı

ibrahim kaypakkayanın kemazlim hakkındaki düşünceleri
“1— Kemalist devrim, Türk ticaret burjuvazisinin, toprak ağalarının, tefecilerin, az miktardaki sanayi burjuvazisinin, bunların üst kesiminin bir devrimidir. Yani devrimin önderleri, Türk komprador büyük burjuvazisi ve toprak ağaları sınıfıdır. Devrimde, milli karakterdeki orta burjuvazi önder güç olarak değil, yedek güç olarak yer almıştır.

2— Devrimin önderleri, daha anti-emperyalist savaş yıllarında iken İtilaf emperyalizmi ile el altından işbirliğine girişmişlerdir; emperyalistler Kemalistlere karşı hayırhah bir tutum takınmış, bir Kemalist iktidara rıza göstermeye başlamıştır.

3— Kemalistler, emperyalistlerle barış imzaladıktan sonra bu işbirliği daha da koyulaşarak devam etmiştir.

4— Kemalist hareket, özünde «işçilere ve köylülere, bir toprak devrimi imkânına karşı» gelişmiştir.

5— Kemalist hareketin sonucunda, Türkiye’nin sömürge, yarı-sömürge, yarı-feodal yapısı; yarı-sömürge ve yarı-feodal yapı ile yer değiştirmiştir; yani yarı-sömürge ve yarı-feodal iktisadi yapı devam etmiştir.

6— Sosyal alanda, eski milli azınlıklara mensup komprador büyük burjuvazinin ve eski bürokrasinin, ulemanın hakim mevkiini, milli karakterdeki orta burjuvazi içinden palazlanan ve emperyalizmle işbirliğine girişen yeni Türk burjuvazisi, eski Türk komprador büyük burjuvazisinin bir kesimi ve yeni bürokrasi almıştır. Eski toprak ağalarının, büyük toprak sahiplerinin, tefecilerin, vurguncu tüccarların bir kısmının hakimiyeti devam etmiş, bir kısmının yerini yenileri almıştır. Kemalistler, bir bütün olarak, milli karakterdeki orta sınıfın çıkarlarını temsil etmemekte, yukardaki sınıf ve zümrelerin menfaatlerini temsil etmektedir.

7— Politik alanda, hanedanlık çıkarları ile birleştirilmiş olan meşrutiyet idaresinin yerini, yeni hakim sınıfların çıkarlarına en iyi cevap veren idare, burjuva cumhuriyeti almıştır. Bu idare, sözde bağımsız, gerçekte siyasi bakımdan emperyalizme yarı-bağımlı bir idaredir.

8— Kemalist diktatörlük, sözde demokratik, gerçekte askeri faşist bir diktatörlüktür.

9— «Kemalist Türkiye bile, gittikçe daha çok bir yarı-sömürge ve gerici emperyalist dünyanın bir parçası haline gelerek nihayet kendini İngiliz-Fransız emperyalizminin kucağına atmak zorunda kalmıştır.»

10— Kurtuluş Savaşı’nı takip eden yıllarda, devrimin baş düşmanı Kemalist iktidardır. O dönemde komünist hareketin görevi, hakim mevkiini kaybeden eski komprador burjuvaziye ve toprak ağaları kliğine karşı, Kemalistlerle ittifak değil (böyle bir ittifak zaten hiç bir zaman gerçekleşmemiştir), komprador burjuvazinin ve toprak ağalarının bir başka kliğini temsil eden Kemalist iktidarı devirmek, yerine işçi sınıfı önderliğinde ve işçi-köylü temel ittifakına dayanan demokratik halk diktatörlüğünü kurmaktır.”(Age, s. 140-141)

“1— Türkiye’de Kurtuluş Savaşı’nın sonundan itibaren komprador büyük burjuvazi ve toprak ağaları iktidara hakimdir. Fakat komprador büyük burjuvazi ve toprak ağaları iki büyük siyasi kliğe ayrılmıştır. İktidara ve devlet mekanizmasına hakim olan klik, önce İngiliz-Fransız emperyalizminin, 1935′lerden itibaren de Alman emperyalizminin işbirlikçiliğini yapmıştır. İkinci Dünya Savaşı öncesine kadar, genel olarak orta burjuvazi de bu kliğin safında yer almıştır.

2— İkinci Emperyalist Dünya Savaşı yıllarında Alman işbirlikçisi hakim klik, koyu bir faşizm uygulamasına ve vurgunculuk politikasına girişmiştir. Bu klik, içerde işçi sınıfı dahil bütün demokratik güçlere, dışarda da SSCB’ye ve İngiliz-Fransız-Amerikan blokuna karşı Alman faşizminin safında yer almıştır. Fakat dünyadaki güçler dengesi ve SSCB’nin varlığı, bunların Alman faşistlerinin safında savaşa katılmasına engel olmuştur.

3— Öte yandan da daha sonra DP ve MP içinde örgütlenen, komprador büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının muhalif kliği, bunun peşinde de, o zamana kadar CHP saflarında tali bir unsur olarak yer alan reformcu orta burjuvazi ve diğer demokratik unsurlar yer almıştır. TKP de bu kliğin kuyruğuna takılmıştır. Bunlar, dünya çapında Amerikan-İngiliz-Fransız blokuyla ve SSCB ile ittifak kurmuşlardır. İkinci Dünya Savaşı, Alman faşistlerinin ve müttefiklerinin yenilgisiyle bitince, Türkiye’de bu blok güçlenmiştir. Fakat savaş sona erer ermez, ABD emperyalizminin desteğiyle ve CHP’nin Almancı faşist diktatörlüğüne halkın ve demokratik güçlerin duyduğu nefret ustalıkla kullanılarak 1950′de DP iktidara getirilmiştir.

4— Böylece Alman emperyalizminin uşağı olan komprador büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının yerini, ABD emperyalizminin uşağı olan komprador büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının iktidarı almıştır. Söz konusu olan şey, «savaş sırasında vurgunculukla palazlanan büyük burjuvazi»nin «uluslararası sermayenin kanatları arasına iyice girmesi» değil, Alman emperyalizminin «kanatları»nın yerini, ABD emperyalistlerinin «kanatları»nın alması, Alman uşağı gericilerin yerini de ABD uşağı gericilerin almasıdır.

5— Proletaryanın ve küçük-burjuvazinin muhalefetini kendi bendinde boğan kararsız orta burjuvazi, bu muhalefeti bir müddet DP’nin kuyruğuna taktıktan sonra, DP’nin faşizan uygulamaları karşısında, tekrar muhalefetteki CHP katarına katılmıştır. Proletarya önderliğinde, bağımsız ve güçlü bir halk hareketinin yaratılamamış olması, işçi sınıfının, emekçi halkın ve demokratik unsurların muhalefetinin, komprador büyük burjuvazi ve toprak ağaları kliklerinin bazen birini, bazen diğerini iktidara getirmeye yarayan bir kaldıraç gibi kullanılmasına yol açmıştır.

6— Muhalefetteyken «demokrasi» havarisi kesilen komprador büyük burjuvazi ve toprak ağası klikleri, iktidara geçtikleri zaman, en azılı halk düşmanı kesilmişlerdir.” (Age, s. 149-151)

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaşın katledilişinin 20. yılında; Mayıs 1993′te Yeni Dünya İçin dergisi tarafından yayınlanan, Özel Sayı da, yukardaki alıntıların devamında şunlar söylenmektedir:

“İbrahim KAYPAKKAYA yoldaşın eserinin sürdürücüsü olan Türkiye-Kuzey Kürdistanlı Bolşevikler, onun Kemalizm konusundaki görüşlerini değerlendirdikten sonra, şu belirlemede bulunmuşlardır:

<<İbrahim KAYPAKKAYA, Kemalizm adlı broşüründe, bu konuda bütün ’sol’un Kemalizm hayranlığı yaptığı ve M. Kemal’i neredeyse sosyalizm taraftarı gördüğü bir ortamda, M. Kemal’in ve Kemalizmin karşıdevrimci yüzünü ortaya koyarak; Türkiye devrimi için tayin edici önemde olan bu sorunda, çok önemli, olumlu bir ileri adım atmıştır.

O’nun Kemalizm hakkındaki ‘karşıdevrimci’ genel değerlendirmesi, Stalin’in 1927 yılında yaptığı ;

“Kemalist devrim, bir üst tabaka devrimidir; milli ticaret burjuvazisinin bir devrimidir. Bu devrim, (…) aslında köylülere ve işçilere karşı, evet bir tarım devrimi imkanına karşı yönelen, milli ticaret burjuvazisinin devrimidir.” (Stalin, Cilt 9, sayfa 204, İnter Yayınları) şeklindeki en son genel değerlendirmesiyle uyum içindedir.

Ve, İbrahim KAYPAKKAYA’nın Kemalizm değerlendirmesinin özü, savunulması gereken özü budur.>>

Yukarıda aktarılan bölüm, İbrahim KAYPAKKAYA’nın Kemalizm değerlendirmesinde öne çıkarılması gereken esas yöndür. O’nun bu tespiti, Kemalizm konusunda Marksist-Leninistlerle her türden oportünistler arasında çekilen kalın bir ayrım çizgisidir. Kemalizmin “karşıdevrimci” değerlendirmesi, Stalin’in 1927′deki Kemalizm değerlendirmesiyle uyum içerisindedir. Fakat bu, meselenin-esas yönü de olsa- yalnızca, bir yanıdır.

İbrahim KAYPAKKAYA, Kemalizmin yalnızca karşıdevrimci olduğu tespitini yapmamıştır. O, bunun ötesinde Kemalizmin Türk olan komprador burjuvazi ve toprak ağalarının ideolojisi olduğunu, Kemalist hareketin Kurtuluş Savaşı içerisinde, esasta Türk olan komprador burjuvazi ve toprak ağalarının hareketi olduğunu belirtmiştir. Bu türden bir değerlendirme Lenin ve Stalin tarafından yapılmamıştır. Burada bir sorunun bir değerlendirme farkının varlığı bir olgudur. Bu çelişki görmezlikten gelinemez. Ancak bu yine de ikincil bir sorundur. Belirleyici olan, kemalist iktidarın, devrimin yıkması gereken hedef olarak konmuş olduğudur. İbrahim KAYPAKKAYA KK-T’de bu gerçeği ilk defa ortaya koyan bir Marksist-Leninist olmuştur. Kemalizm konusunda onun ‘ilerici’, ‘devrimci’liğinin, ‘antiemperyalist’liğinin sınırının ne olduğunu İbrahim KAYPAKKAYA ortaya koymuş, bu karşıdevrimci ideoloji-siyaset-pratiğin yüzünden maskeyi çekip almıştır. ”

Burada söylenenlerin özünü iki noktada toparlarsak;

1)İbrahim KAYPAKKAYA, Kemalizmin karşıdevrimci bir çizgi olduğunu; kemalist devlet iktidarının işçilere, köylülere düşman, faşist bir diktatörlük olduğunu çok doğru olarak tespit etmiştir. İbrahim KAYPAKKAYA’nın Kemalizm tahlilinde belirleyici olan öz budur.

2)İbrahim KAYPAKKAYA, kemalist devrimin niteliği konusunda Stalin’in 1927′de yaptığı değerlendirmeyle uyum içindedir. Ancak kemalist devrimin sınıfsal konumunu değerlendirirken Lenin ve Stalin’den farklı tahliller yapmaktadır, bu noktada bir çelişki vardır.

Bolşevikler, Özel Sayı 11′de; ” Burada bir sorunun, bir değerlendirme farkının varlığı bir olgudur. Bu çelişki görmezlikten gelinemez.” diyerek, çelişkiye dikkat çekmişler ve bu sorunu çözeceklerine işaret etmişlerdir. İbrahim KAYPAKKAYA’nın eserini Marksizm-Leninizm’e dayanarak değerlendiren, O’nun hatalarına özeleştirel yaklaşarak aşan, O’nu geliştiren ve doğrularının sürdürücüsü olan Bolşeviklerin önünde bu sorunu araştırıp çelişkiyi çözme görevi duruyordu. Bolşevikler, bu görevin bilinciyle hareket ederek, kapsamlı bir araştırma ve inceleme sürecinin ardından “Kemalist devrim ve Kemalist iktidar hakkında tezler”in doğruluğunu karar altına alarak İbrahim KAYPAKKAYA yoldaşın eserini bu noktada da geliştirdiler.

Bu araştırma ve incelemenin ardından, yukarıda değindiğimiz çelişkide yanılanın İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş olduğunu tespit ettiler. Bunun maddi temellerine ilişkin şu belirlemede bulundular:

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaş, bir teorik hata yaparak israrla Kemalist devrimin aslında Türk olan kompradorların ve toprak ağalarının devrimi olduğunu savunmaktadır. İbrahim KAYPAKKAYA’nın bu bağıntıdaki teorik çıkış noktası, Mao Zedung Düşüncesi’nin (MZD) bir yanlış yaklaşımıdır. O da şudur: MZD’ye göre, yarısömürge-yarıfeodal ülkelerde karşıdevrimci sınıflar komprador burjuvazi ve toprak ağalarıdır. Milli burjuvazi ise devrim saflarındadır. Şnurof’a göre, Kurtuluş Savaşı’nın başını çekenler “devrimci olmadıkları halde… bu savaşa katılmışlardır.” İbrahim KAYPAKKAYA, bu tespitten, onların komprador ve toprak ağası olduğu sonucunu çıkarmaktadır. Çünkü ona göre de, yarısömürge-yarıfeodal ülkelerde devrimci olmayan sınıflar bunlardır! İbrahim KAYPAKKAYA, soruna böyle yaklaştığı için, Stalin’in “üst tabaka devrimi” tespitini de “milli ticaret burjuvazisinin devrimi” tespitini de sınıfsal açıdan “komprador burjuvazi ve toprak ağalarının devrimi” olarak okumaktadır. Hatta bunun ötesine geçip onlarda “komprador burjuvazi, milli burjuvazi” ayrımı olmadığı için, “komprador” değerlendirmesi yapmadıklarını iddia etmektedir. Bu iddia yanlıştır. Lenin ve Stalin’de “komprador burjuvazi, milli burjuvazi ayrımı olmadığı için” değil; Onlar, Kemalist devrimi komprador burjuvazinin devrimi olarak değerlendirmedikleri için, bilinçli olarak komprador burjuvazi tanımını kullanmamışlardır.

İbrahim KAYPAKKAYA’nın yaptığı bu hata, Onun Kemalizm değerlendirmesinin özünü etkilemiyen, tali öneme sahip teorik bir hatadır.

İbrahim KAYPAKKAYA’nın, Kemalizm konusundaki eserini geliştiren Bolşeviklerin tezleri EK -I- olarak bu broşürde yer almaktadır.

Hiç yorum yok: